Uyum Sağlamak ya da Karşı Çıkmak Eğer zihninizin nasıl tepki gösterdiğini bilmiyorsanız, eğer zihniniz kendi etkilerinden habersizse, toplumun ne olduğunu hiçbir zaman öğrenemeyeceksiniz demektir. Çünki zihniniz toplumun parçasıdır ya da toplumun ta kendisidir. Toplumdan ayrı, toplumun dışında bir "Sen" yoktur sizde. Toplum sürekli bizi etki altında tutmakta, düşüncelerimizi biçimlendirmektedir. Toplumsal modeli fark edip onun boyunduruğundan kendinizi kurtarmadıkça, kendinizi özgür sansanız da, gene de cezaevinde bir tutuklusunuz. Zihninizi yönetmeye, düşüncelerinizi düzeltmeye çalışmayın. "Bu doğru, bu yanlış" diye yargılara varmayın. Yalnızca bir sinema filmine bakar gibi, kafanızdan geçenleri izleyin. Zihniniz insanlığın ta kendisidir. Ve siz bunu anladığınız zaman yüreğiniz sevgiyle karışık bir acıma duygusu ile dolacak ve bu anlayıştan büyük bir sevgi doğacaktır. İşte o zaman, güzel şeyler gördüğünüzde güzelliğin ne olduğunu anlayacaksınız. KAYGISIZLIKTAN GELEN GÜVEN Kendine güven duygusuyla, kendini silmekten gelen güven duygusu arasındaki farkı görebilirsek, o zaman yaşamımıza büyük bir anlam katmış oluruz. " Bunu ben yaptım.", "Benim idealim çok önemli.", "Bizim grubumuz kazandı." gibi düşünceler insanı gururlandırır. İşte bu "ben" ya da "benim" duygusu, toplumsal cezaevinin içinde ortaya çıkan güven duygusuna eşlik eder. Üyesi olduğumuz toplumun özel cezaevinin duvarlarını yıkabilirseniz, o zaman içinizi kibirlilikten kaynaklanmayan bir güven duygusunun doldurduğunu göreceksiniz. İşte bu, kaygısızlıktan gelen güven duygusudur. Tanrı'yı da, gerçeği de, cezaevinin içinde bulamazsınız. Ancak hapiste olduğunuzu anlayarak ve cezaevinin duvarlarını yıkarak bu anlayışı başlatabilirsiniz. İşte o anda özgürlüğe doğru atacağınız her adım yeni bir kültür, yeni bir dünya yaratır. EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK Eğer her gün bir önceki günün kalıntılarını silecek biçimde zihnimizi yıkayıp temizlersek, hepimizin taptaze bir zihnimiz olacaktır. Böylece taptaze bir zihinle, yaşamın karşımıza çıkardığı çeşitli sorunlarla kolaylıkla baş edebileceğiz. Bir anlamda eşitlik diye bir şey yoktur, çünkü hepimiz farklı yeteneklere sahibiz. Bizim eşitlik dediğimiz zaman anlatmak istediğimiz şey, herkese eşit davranılmasıdır. Mevki sahibi kimseler saygı görür, çünkü mevki, yanında gücü ve otoriteyi de birlikte getirir. Eğer gücü, mevkinin verdiği otoriteyi, şu "Ben önemli bir kimseyim." duygusunu kaldırırsak, ne olacağını hiç düşündünüz mü? O zaman hepiniz, tam anlamıyla değişik bir ortamda yaşayacaktınız. Yukarılık, aşağılık anlamında bir otorite olmayacaktı, büyüklük, küçüklük de olmayacaktı; işte o zaman özgürlük olacaktı. Gerçek bir özgürlük havası, ancak mevki olmadan görev olunca, yani eşitlik duygusu olunca olabilir. KENDİNİ DİSİPLİN ALTINA SOKMAK Tutkulu, hırslı insanlar, başarı kazanmak, çok para kazanmak, önde gelen bir politikacı olmak isterler. İşte onların tutkuları, hırsları, kendilerini disiplin altına koymalarının nedeni olur. Disiplinin anlamının, kendimizi belirli bir duruma uymaya zorlamak olduğunu kabul edeceksiniz sanırım. Eğer yaptığınız işi seviyorsanız disiplin gereksizdir. Sevgi, insana yaratıcı bir anlayış kazandırır. Biz tam olarak çelişkilerin aşılmış olmasından gelen bir rahatlık ve kendiliğindenlikle yapılan eylemlerin ve davranışların anlamını anlarsak, disipline gerek kalmayacaktır. Bizi doğru olanı yapmaya yönelten şey sevgidir. Dünyaya uyum ve düzen getiren şey sevgidir. Bırakın, sevgi ne isterse onu yapsın. İŞBİRLİĞİ VE PAYLAŞMAK Sorunları kafamız yaratır, sonra da onun köklenmesi, dört bir yana kök salması için verimli bir toprak oluşturur. Genellikle insanlar içlerinden gelerek, sorun yapmadan, mutlulukla, keyifle, birlikte çalışmaya pek hevesli görünmüyorlar. Her zaman, sizi işbirliğine razı etmek için bir zorlama vardır. Benim payımdan çoğunu almam ve bütün işi size yüklemem endişesi vardır. İşbirliği, birlikte olmak ve birlikte bir şeyler yapmaktan mutluluk duymak, mutlu olmaktır. Burada önemli olan yapılan iş değil, yapılan şeyin birlikte yapılmasıdır. Böyle bir işbirliğinde "Bu benim düşüncemdi, bunu tasarlayan benim." gibi bir duygu yoktur. Bir düşünce bizi birbirimize bağlayabiliyorsa, o zaman başka bir düşünce de bizi bölebilir, önemli olan ceza ya da ödül düşüncesi olmadan, birlikte olmaktan ve yapmaktan mutluluk duyabilme ruhsal durumunu uyandırabilmektedir. ZİHNİNİZİ YENİLEYİN Zamanla korku, geleneğin baskısı, yaşam adı verilen o olağanüstü olayı göğüslemekteki yeteneksizliğiniz, öğrenme hevesinizi bastıracaktır. Siz de öğrenme hevesinizi bir sert çıkışın, aşağılayıcı bir davranışın, sınav korkusunun ya da ananızın, babanızın tehditlerinin nasıl körelttiğini fark etmişsinizdir sanırım. Aslında zihin, alışkanlıkların ürünüdür, geleneğin ürünüdür, zamanın ürünüdür. Eğer zihin yeni kalıplar yaratmadan kendini yenileyebilirse, yeniden iyice yağlanmış yivler üzerinden giderek belirli kalıplara, belirli modellere öykünmeyi sürdürmezse, o zaman taptaze kalır. Biriktiren zihin eskir, bozulur, ölür. Ama biriktirmeyen bir zihin, her gün, her an ölüyor demektir. Böyle bir zihin için ölüm yoktur. Geçmişi silerek hep taze, hep genç kalır. YAŞAM IRMAĞI İnsanlar hızla akan yaşamın yanında kendilerine küçük bir havuz kazarlar, işte o havuzda kokuşur, o havuzda ölüp giderler. Bize zevk veren, keyif veren şeylerin hiç değişmeden, olduğu gibi kalmasını ve bize zevk vermeyen şeylerin bir an önce sona ermesini istiyoruz. Yaşam bizim gönlümüzün isteklerine uyabilecek bir şey değil ki! Çevresine duvar örmemiş, kazandıklarıyla, biriktirdikleriyle, öğrendikleriyle kendini yük altına sokmayan, zamanın ötesinde güven aramadan, güven peşinde koşmayan bir zihin için yaşam, olağanüstü güzel bir şeydir. Siz, güven arayışı içinde olmaktan vazgeçip kendinizi yaşamın kucağına bırakınca, yaşamın ayrılmaz bir parçası olacaksınız. Başkalarının ne söylediği ya da söylemediği sorun olmaktan çıkacaktır. İşte yaşamın asıl güzelliği buradadır. İZLEYEN VE FARK EDEN BİR ZİHİN Bir konu üzerinde dikkatinizi yoğunlaştırmak istediğiniz zaman bir başka isteğinize karşı koymuş oluyorsunuz. Zihninizi disiplin altında tutmaya çalıştığınız zaman zihninizde bir bölüntü yaratmış oluyorsunuz. Bu, son derece zihninizi yoracak ve boşuna enerji harcanmasına yol açacaktır. Ama ayırım yapmadan her şeyi birden dinlerseniz, o zaman bir bölüntü ve direnç olmayacak ve o zaman hiçbir çaba olmadan, zihnin tüm dikkatiyle her şeyi izleyebildiğini göreceksiniz. Zihniniz kalabalık değilse, dur durak bilmeden hep düşüncelerin saldırısı altında değilse, o zaman köpeğin havladığını, uzaklardaki köprüden geçmekte olan trenin sesini duyarsınız; bir yandan da, şurada konuşmakta olan kimsenin neler söylediğini de tam olarak izleyebilirsiniz. İşte o zaman zihin canlı, yaşayan bir şeydir. SEVGİ ÇOK YALIN BİR ŞEYDİR Eğer duyarlı olmakla ilgilenmiyorsanız daha şimdiden öldünüz demektir. Zaten insanların çoğu yaşayan ölülerdir. İçinizde duyarlılık, yalın sevgi duygusu yoksa, her zaman içiniz boş kalacaktır. Sevgi hiçbir karşılık beklememek diyebileceğimiz olağanüstü, yaşamdaki en yüce duygunun adıdır. Sevgiden konuşmak, sevgiyi duymak, sevgiyi geliştirmek ve bir hazine imiş gibi sevgiyi korumak çok önemlidir. Siz gençken sevgiyi duymazsanız, insanlara, hayvanlara, çiçeklere sevgiyle bakmazsanız, büyüdüğünüz zaman yaşamınızın bomboş olduğunu göreceksiniz. Bir kez yüreğinizde bu sevgi denen duyguyu, derinliği, hazzı, coşkuyu tadarsanız, o zaman dünyanın birden değiştiğini, bambaşka bir dünya olduğunu göreceksiniz. KENDİNİ ZORA KOŞMADAN YAŞAMAK Aslında bütün çabalarımızın didişmelerimizin ardında yatan gerçek, olduğumuzla olmamız gereken ya da olmak istediğimiz kimse arasındaki uzlaşmazlıktır. Yapabileceğimiz şey, an be an zihnimizin nasıl bu sonu gelmez didişmelere, çabalamalara takıldığını izlemek, gözlemlemektir. Düzeltmeye çalışmadan yalnızca gözlemlemekle yetinirseniz, bir bakacaksınız, zihniniz kendiliğinden çabalamayı, didişmeyi bırakmış. Hiçbir açıklama aramadan yalnızca zihninizi izlemekle yetinirseniz, yalnızca zihninize kendi didişmelerinin, çabalamalarının farkında olma olanağı tanırsanız, biraz sonra içinde didişme, çabalama olmayan bir ruhsal durumun oluştuğunu izleyeceksiniz. Bu farkındalık durumunda, bu üstündür, bu aşağıdadır diye hiçbir değer yargısı yoktur. Bütün bu saçmalıklar yok olmuştur. Zihin bütünüyle uyanık ve akıcıdır. Neşe ve sevinç kaynağıdır. |